Ocak 2026. Paylaşılan Ortam ve Duygular

                                                                                                                                                                                                             Gelinim Aylin’e

Yılın ilk yazısını yazarken aynı ortamı paylaşmanın yarattığı değere; özel yaşam, grup ilişkileri, medya ve edebiyat özelinde yer vermek istiyorum.

Özel yaşamımızda; piknik yaparken, yeni bir yeri/ coğrafyayı gezerken, bir bölgede tatil yaparken duygusal veya düşünsel uyum içinde olduğumuz insanları tercih ederiz. Buna yönelik örnekleri daha sonra paylaşmak üzere öncelikle diğer kategorideki ortam paylaşımlarına bakalım.

İnsan Yalnızlıktan mı Korkar yoksa Paylaşım mı Güzeldir?

Yakın çevremizi oluşturan akraba ve arkadaşlarımızdan başka bir de farklı gruplarla gerçekleştirdiğimiz etkinlikler var. Örneğin katıldığımız sempozyum ve herhangi bir etkinlik sonrası planlanan günübirlik geziler veya seyahat acenteleri üzerinden gidilen yakın veya uzak seyahatlerdeki katılımcıları düşünün. Tesadüfe dayalı bu tür bir araya gelen topluluklarda grup içi enerjiye ve katılanların sorumluluk duygusuna bağlı olarak görülmeye değer en güzel tarihi ve turistik yerlere ilişkin geziler huzurlu ve mutlu gerçekleşebileceği gibi tam tersi de olabiliyor.

Ortamın paylaşımının önemi sadece gezilerde değil, sohbetlerde, hatta Virginia Woolf'un Kendine Ait Bir Oda adlı deneme yazısında ifade ettiği gibi kamusal alanların paylaşımında ve yazma eyleminde de ortaya çıkıyor. Yunan düşünürler fikirlerini, sanki karşılarında birisi varmış gibi diyalog içinde tez-anti tez kurgusuyla yazıya geçirerek okura farklı düşünmenin ipuçlarını veriyorlar. Başka bir kişi ile sohbet, kişinin anlattıklarının akışını tekdüzelikten çıkardığı gibi konuya farklı açılardan bakma alışkanlığı da kazandırıyor. Örneğin edebiyatta Vecihi Timuroğlu, öldürülen oğlu Kürşad için yazdığı “Kardaşım Oğul” adlı destan misali şiirsel anlatımda oğlu ile sohbet halinde geliştiriyor özlemini ve genel duygularını.

Günümüzde internet üzerinde gerçekleştirilen programlarda siyasetçisinden sporcusuna, edebiyatçısından gazetecisine pek çok kişi kamera karşısında görünür veya kamera arkasında sesi ile var olan kişilerle sohbet halinde kendilerini ifade ediyorlar. Söz konusu You Tube programlarında konuşmacılar, teknik donanımın yarattığı yalnızlığı aşarak, karşısındaki kişinin varlığı ve göz temasının sağladığı sıcaklık duygusuyla özgüvenli konuşuyorlar.

Hayallerin Yansıdığı Eserler

Edebiyatta genellikle en az iki kişi arasında aşk, hüzün, kıskançlık, ayrılık, mutsuzluk, rekabet gibi olumlu veya olumsuz duygular işleniyor. Modern eserlerde eylem zayıflıyor, kurgusal ben kendisi ile psikolojik bir hesaplaşma içinde anlatılıyor. Oysa geleneksel anlatıya dayalı roman, öykü ve tiyatro karakterleri, farklı coğrafyalara seyahat veya faklı mekânlarda hareket halindedirler. İster kısa öykü veya roman okuru olarak ister sahne performansının seyircisi olarak eksen karakterin, farklı duygular içinde gerçekleştirdiği yolculukları boyunca onun, rakibi ile giriştiği mücadelesine tanıklık ederiz. Bazı eserlerde kahramanın karşısında değil, yanı başında ona eşlik eden bir de can dostu, bir yaveri vardır.

Hatırlayalım…

Çoğumuzun bildiği en yaygın ilk anlatı olarak ütopik cennetten distopya sayılacak dünyaya ‘seyahate’ zorlanan Adem ile Havva’yı saymalıyız. İnanç temelli anlatıdan farklı olarak - özellikle Batı edebiyatında - roman veya öykü gibi düzyazı, destan veya balad gibi şiirsel metinlerde, bir de tiyatro eserlerinde macera, seyahat veya yolculuk konu ediliyorsa hep en az iki kişinin birbirine eşlik ettiğini görmekteyiz.

Yolculuğu genelde deniz üzerinde geçen Odyssos’un, istemeden gittiği Truva’da – kendisi açısından – elde ettiği başarı Agememnon’un hırsı ile; evi İtaka’ya dönüş yolculuğu ise yol arkadaşları ile birlikte şekilleniyor.

İspanyol edebiyatının klasiklerinden Şövalye Don Quijote girdiği hayali mücadelelerde psikolojik destek aldığı Sancho Panza ile özgüven tazeliyor.

Fransız edebiyatında Phileas Fogg dünya etrafında 80 günde gerçekleştirdiği turunda Passepartout’nun desteği ile pek çok beladan kurtulup hem sevdiği kadına kavuşuyor hem mal varlığını kaybetmiyor.

İngiliz polisiye romanında yanı başındaki Watson’ı ile fikir alışverişi sayesinde Sherlock Holmes gizemli olayları çözüyor.

İtalyan yazar Dante, eksen karakteri kendisi olduğu “İlahi Komedya” adlı eserinde Cehennem, Araf ve Cennette Latin şair Vergilius’un rehberliğinde yedi kat yer altında kaybolmadan yedi kat gökyüzünü dolaşıp yeryüzüne geri dönüyor.

Alman edebiyatının klasiklerinden olan Faust, yeryüzünü ve evreni turlarken Mephisto ile bencilliğin, doyumsuzluğun, vefasızlığın ama aynı zamanda kalıcı güzelliğin anlamını ve değerini öğreniyor.

İngiliz macera romanının kahramanı Robinson Crusoe, bir gemizade/ kazazade olarak adada hayatta kalma mücadelesi verirken sömürgeci zihniyeti bireysel boyutta, yerel halktan biri olan yaveri Cuma ile yaşıyor.

Kurgu eserlerin kahramanlarından kimileri dostlarla dayanışma ile kimileri de rakipleriyle mücadeleyle farklı mekânlarda deneyim kazanıyorlar. Peki, bizler okur olarak eksen karakterin bulunduğu ortamın, o doğa parçasının güzelliğini hissedip yaşadıklarına yoğunlaşıyor muyuz? Doğa ve iklim koşullarına yoğunlaşan eserler tehlike de barındırıyor, huzur da veriyor. Aslında yazarın amacı ve okurun beklentisi; ana karakterin genellikle tetikte olması, bulunduğu coğrafyanın olanaklarından yararlanıp yaşadığı sorunların üstesinden gelmesidir.

Daha dingin, doğayı olumlu betimleyen nesir ve nazım “Pastoral” tarz eserler, Alman edebiyatında “huzurlu ve mutlu bir dünyayı naif bir şekilde idealize ederek yansıtır ve acımasız gerçeklikten kaçmaya davet eder (yani “doğallık” özleminden ve maskaralığa olan eğilimden kaynaklanır) (Best 2000: 228, çev. NA).” Toplumsal sorunları, ekonomik çıkmazları ve siyasi cendereyi yok sayan bu doğrultudaki eserler, bir iç inzivayı çağrıştırıyor. Bu yaklaşımın beyaz perde versiyonunu ise 1930’lardan itibaren Alman komedi filmlerinde, 1965’ten sonra da Türk salon filmlerinde izliyoruz.

Birlikte Aynı Güzelliği Paylaşmak

Farklı disiplinlerde gerçek veya kurgu kişilerin ortam paylaşımının üstünden özetle geçtikten sonra bir de bunun kişisel yaşamımdaki önemine yer vermek istiyorum. Yıllarca yalnız seyahatler de yaptım, sevdiklerimle yeni yerler keşfedip ortamın güzelliklerini de paylaştım.

Yılın ilk yazısını, son yıllarda oğlum ve gelinimle yaptığımız gezilerle, kızımla İstanbul’un restore edilen tarihi binalarının estetiğini paylaştığımız mutlu ortamlarla bitirmek istiyorum.

Ev ortamının mutluluğunu seven genç çiftle birlikte yıllar içinde İstanbul’un farklı doğal güzelliklerini paylaştık.

Genç çiftle; gün geldi Üsküdar sahilinde denizle göz hizasında yürüyüş yaptık; Nakkaştepe’de kuş bakışı boğazın güzelliğinde birleştik. Gün geldi Kuzguncuk’un mahalle bostanını dolaşıp butik caféde dinlendik; Çengelköy’de ulu bir çınar altında kahve yudumladık; Kanlıca’da yoğurdun tadına baktık ve Rumeli Feneri’nde balık masasında kadeh tokuşturduk. Gün geldi bir yaz akşamı Rumeli Hisarı’na sırtımızı verip Aşiyan’da piknik sandalyelerimizle denize nazır sohbet ettik. Gün geldi Fenerbahçe Parkı’nda baharı karşıladık…

Genç çiftle; İstanbul’un yoğun trafiğini sorun etmeden kentin Avrupa ve Asya yakasını köprülerden geçerek her ortamda birlikte olmanın mutluluğunu yaşadık/ yaşıyoruz. Birçok defa da Ankara tren yolculuğu öncesi Kadıköy’de pişi menülü kahvaltıyla güne başlayıp yolculuğa hazırlandık. Tabi ki en güzeli, mutlu yuvalarında yeni yılı karşılamak oldu.

Kızımızla da restore edilen Haliç Tersanesi’nin tarihi mekânında heykel ve resim sergilerini gezerek, sahip olduğu bilginin rehberliğinde hem yüzyılların yıkamadığı mimari yapıya hem de içinde sergilenen sanat objelerine bilinçli bakmanın heyecanıyla tanıştık. Mesaisinden ötürü bize eşlik edemese de Feshane gibi kentin dokusuna renk katan ilginç yapıların varlığına işaret edip heyecanla gezip görmemizi sağlıyor. Sanata ilgisi sayesinde doğayı ve tarihi yapıları bir arada yaşama olanağı bulduk/ buluyoruz. İBB Miras projesi kapsamında Cendere Sanat ve kültür merkezine dönüştürülen Cendere Pompa İstasyonu, ferah iç mekânları ve bahçesindeki ulu çınarla bunlardan biri.

Kızımızla; Beşiktaş iskelesinde inşa edilen café-kütüphaneyi, yaz aylarında terasında denize karşı kahvemizin tadına varmayla, kış aylarında kitaplarla çevrili sıcak ortamda sessiz sohbetle deneyimledik. İstanbul’un toplu taşıma olanaklarından da yararlanarak özel tekne kiralamadan da Boğaz turu ile İstanbul’un iki yakasını denizden seyran eyledik. Kızımızın damak zevki, bize ayrıca yeni ortamlarda yeni tatları deneme fırsatı yaratıyor.

Varlıkları ile mutluluğun ta kendisi olan canlarım, huzur aktaran doğa güzelliklerini, tarihi ortamları bizlerle paylaşarak anılarımızı çoğaltıyorlar. Anne ve babalar için bundan daha değerli bir şey var mı?

Kaynak

Best, Otto F. Handbuch Literarischer Fachbegriffe. Definitionen und Beispiele, Frankfurt/M.: Fischer Verlag, 2000, 5. Aufl.

Nazire Akbulut

Prof. Dr. phil. Nazire Akbulut

"Adil olmamak mı? Adaletsizliğe tahammül etmek mi? Aslında önemli olan, adil davranmamak değil. Asıl sorun, adaletsizliği görmezden gelmektir. Çünkü çok az kişi adil davranmama kudretine sahipken, oldukça çok kişi adaletsizliğe göz yummaktadır."
Bertolt Brecht

Yorumlar (0)

Nazire Akbulut
  • Henüz Yapılmış Yorum Yok

Bir Yorum Bırakın

Nazire Akbulut
captcha

Güncel Yazılar

Nazire Akbulut
Nazire Akbulut
Nazire Akbulut
Nazire Akbulut
Nazire Akbulut

Kapatmak için X butonuna basınız