Okuduğum bir öyküyü, son bir ay içinde birkaç defa yaşadım. Anlatayım, ama önce hangi öyküyü kastettiğimi paylaşmak istiyorum.
‘Kahramanı’ olacağım kısa öykü, çağdaş Alman edebiyatı yazarlarından Wolfdietrich Schnurre’nin 1978 yılında kaleme aldığı “Dışarıda Ne Oluyor” adlı eseriydi. Bu yaklaşık on – on iki satırlık öyküyü, son olarak 2004 yılında Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Alman Dili Eğitimi son sınıf öğrencileri ile yine Almanca diyaloglar halinde genişletip Eğitim Fakültesi toplantı salonunda sahnelemiştik. Şimdilerde deneyimli öğretmen olan o dönemin öğrencilerinin yüreğine sağlık.
Önce öykünün Türkçe çevirisini sizinle paylaşayım, sonra yaşadığım Türkiye versiyonunu anlatacağım.
“Wolfdietrich Schnurre
Dışarıda Ne Oluyor
Hayatımın en iyi hikâyesi. Belki sadece yarım daktilo sayfası. Yazarını unuttum, gazetede okumuştum.
Aynı odada kalan iki ağır hasta. Birinin yatağı kapının yanında, diğerinin pencerenin önünde. Sadece pencerenin yanındaki hasta dışarıyı görebiliyor. Diğerinin tek arzusu pencere kenarındaki yatağa geçmek. Pencerenin önündeki adam bu yüzden acı çekiyor. Diğerinin mağduriyetini hafifletmek için ona, her gün saatlerce dışarıda neler gördüğünü, neler olduğunu anlatıyor. Pencere önündeki hasta bir gece boğulma nöbeti geçiriyor. Kapının yanındaki hasta hemşireyi çağırabilir. Çağırmıyor; yatağı düşünüyor.
Sabah olduğunda adamın öldüğü fark ediliyor: Boğulmuş. Pencere kenarındaki yatak boşaltılıp kapının yanında yatan hastaya veriliyor. Kapı yanındaki hastanın dileği artık gerçekleşmiştir. Açgözlü bir şekilde ve büyük bir beklentiyle yüzünü pencereye çeviriyor. Hiçbir şey yok, gördüğü sadece bir duvar.”
(Almancadan Türkçeye çev. NA)
Kapı Yanındaki Hastanın Türkiye Versiyonu
Ağır bir trafik kazası sonrası, biri yoğun bakım olmak üzere üç haftalık hastane deneyimi yaşadım. Yoğun bakımdan çıktığım gün serviste yatırıldığım iki yataklı odaya ilk gelen hasta bendim. Tüm dış duvarı pencereden oluşan aydınlık oda perdelerle bölünmüştü. Yatağım pencere önüne konuşlandırıldı. Benden sonra odaya yatışları yapılan ve bir iki gün kalan hastalara, dışarıyı görmelerini engelleyen perdeyi istedikleri zaman açabileceklerini, benim açımdan sorun olmadığını söyledim. Bazı hasta ve refakatçıları bunu değerlendirdi.
Odanın, pencere ve kapı kenarındaki yataklar olarak bölünmesi ÇÜ’de tiyatro dersinin performansını izlemeye gelen eşim ve bana, sahnelediğim oyunu anımsattı. “Umarım, kimse benim ölmemi istemez”, diyerek o sıkıntılı ortamda dahi gülmeye başladık.
Odayı paylaştığım hastalardan bir kadın, ameliyatının ağrılarını olabildiğince sessiz yaşayan biriydi. Refakatçı olan eşi esprili bir insandı. Sohbetlerde, Diyanetteki müftü amcasından ve yargıdaki yakınlarının kısa sürede yükselişinden bahsetmeyi doğal bir olgu gibi paylaştı. İki gün sonra farklı bir odaya nakledilecekleri kendilerine bildirildiğinde, ilginç bir ithamla karşılaştım: “Hoca Hanım, bizi odadan sürüyor musunuz?”
Normal koşullarda dahi aklımdan geçmeyecek bir tutumu, trafik kazasının yol açtığı ağrılarla cebelleşirken hiç düşünmem. Böyle bir suçlama karşısında şaşırdım, ama hislerim bana, özel bir odaya gidiyor duygusu vermiş olacak ki: “Oda değişikliğini ben sağlamadım. Nihayetinde hükümete yakınlığım yok… Siz ne kadar yakınsınız bilemem?”, dedim.
Şunu açık yüreklilikle belirtmek gerek. Uzun süre yatacak her hasta, olanağı varsa bağımsız, yani tek yataklı bir odada yatmanın yollarını arar. Biz de milletvekili, üst düzey bürokrat ve dostlardan, bu doğrultuda yardım rica ettik, ancak görünen o ki bizim dostların gücü Diyanetteki amcanın gücü ile boy ölçüşemedi.
Odayı paylaştığım hasta kadının kocası, karısı benim kadar ağır hasta olmamasına rağmen, ilişkilerini kullanarak tek kişilik oda ayarlamış. Kendi çabası ile karısına bağımsız bir oda sağlayıp giderken konu ile ilgisi olmayan beni itham etmekten geri kalmadı. Bu mağdur edebiyatı bana o kadar tanıdık geldi ki…
Prof. Dr. phil. Nazire Akbulut
Abidin Akbulut
30 Nisan 2026Kalemine ve yüreğine sağlık. Öğrencilerinle hazırlayıp sahneye koyduğunuz bu izlediğimi hatırlıyorum.👍👏🏻👏🏻
Gülefer Akyürek
29 Nisan 2026Geçmiş olsun, Nazire hocam, bizde 2024 yılında eşimin rahatsızlığı nedeniyle, bende eşime hastanede refakat ediyordum! Bizde iki kişilik bir odada bir ay kaldık ve eşimin ciddi rahatsızlığı olmasına rağmen tek kişilik odaya çıkamadık bizden sonra gelen hastaların, referansları güçlü olanlar dan tek kişilik odaya geçmişlerdi . Ne yazıkki diğerleri kurumlarda olduğu gib! i sağlıktada hastalar arası eşitsiz oluyor. Acil şifalar diliyorum sağlıklı günler 🙏❤️