Varlığını, geçmiş ve geleceğini herhangi bir sınır koymadan sorgulayan insana filozof, bilim dalına da “felsefe” deniyor. Felsefede her soru bir başka soruyu doğurur. 2 Ekim 2026 günü hayata veda eden ancak düşünceleri, kuşaklarca dikkate alınacak Ioanna Kuçuradi felsefeyi “insan olma sanatı”, yaşamı, varlığı, bilgiyi ve değerleri anlama-anlamlandırma çabası olarak tanımlıyor.
Yüzyıllarca “akıl” ve “düşünmek” erkeğe özgülenerek indirgendiği için felsefe dediğimizde de aklımıza pek çok erkek ismi ve pek çok teori gelir. Örneğin adı “Antik Yunan’ın Yedi Bilgesi” arasında geçen Miletli Thales başta olmak üzere Pisagor, Konfüçyüs, Diyojen, Aristoteles, el-Farabi, İbn-i Sina, St. Thomas Aquinas, René Descartes, Gottfried Wilhelm Leibniz, Montesquieu, Voltaire, J.J. Rousseau, Immanuel Kant, G. W. Friedrich Hegel, Soren Kierkegaard, Karl Marx, Friedrich Engels, Friedrich Wilhelm Nietzsche, Jean-Paul Sartre, Hans-Georg Gadamer, Noam Chomsky gibi birçok isim saymak mümkün.
Görüleceği üzere sahilde bir avuç kum misali isimlerini saydığım bu DÜŞÜNÜRlerin hepsi erkek. Varoluşçuluk mu, mistisizm mi; hayatın absürtlüğü mü, monatlar mı; etik mi, deneycilik mi gibi hangi alanlarda derin düşüncelere daldıklarını veya savundukları tezleri bir okuyuşta hemen anlamasak da isimleri bizlere yabancı değil; her birimizde hepsiyle ilgili bir kulak dolgunluğu var. Ayrıca neredeyse hepsinin savundukları görüşler bazıları tam metin, bazıları fragman metinler şeklinde günümüze kadar ulaşmış. Peki; felsefe[1], yani dünya ve insan varoluşunu araştırmak, yorumlamak ve anlamak için çaba göstermek sadece erkeklerin başarabileceği bir eylem midir? Tabi ki hayır!
İsimlerinin Unutulmasına İzin Vermeyen Kadın Filozoflar
Kişilikleri ve düşünceleri ile günümüze kadar isimlerini dirençle taşıyan filozof kadınları bir kez daha anımsayalım:
Sokrates’in öğretmeni ve Atina siyasetini etkileyen Miletli Aspasia’nın (MÖ 4.yy) adıyla başlayabiliriz.
Antik Çağ’ın ilk kadın filozofu Krotonlu Theano (MÖ 600-550) ile devam edelim. Krotonlu Theano, Pisagor’un eşi, öğrencisi ve matematik bilgisi ile felsefeye dair düşüncelerinin destekleyicisi ve yayıcısıdır. Pisagor’un ölümünden sonra Pythagoras Okulu’nu yönetmiş ve kız öğrencilere ders vermiştir[2]. Reenkarnasyon öğretisini savunmuştur.
İskenderiyeli Hypatia (370-415) doğayı; mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalışan bir filozoftur.
Bingenli Hildegard (1098-1179), erkek manastırlarından bağımsız kendi manastırını kurmuş, mistisizm akımının[3] önemli temsilcisi olan rahibenin eserleri günümüze kadar varlığını korumuştur.
İngiliz Mary Wollstonecraft (1759-1797), yazar, filozof ve kadın hakları savunucusudur. “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” adlı kitabı yazmıştır.
Alman asıllı Amerikalı Hannah Arendt (1906-1975) tarihçi, filozof ve siyaset kuramcısı olarak kabul edilir. “Kötülüğün Sıradanlığı” gibi önemli bir saptama yapmıştır.
Simone de Beauvoir (1908-1986), 1949’da yayınladığı “İkinci Cins” eseriyle kadının toplumsal, biyolojik, tarihsel ve edebi açıdan temsilini çok katmanlı bir şekilde analiz etmiştir.
Clara Zetkin (1857-1933), Alman Marksist siyaset teorisyeni, düşünür, devrimci sosyalist ve kadın hakları savunucusudur. 1911 yılında "Kadınlar Günü"nü ilk kez düzenleyen kişidir.
Amerikalı Judith Butler (1956), feminst felsefe, queer kuram, siyaset felsefesi ve etik dallarına katkı sağlamıştır.
Ülkemizde ise 1936 yılında İstanbul'da doğan Prof. Dr. İoanna Kuçuradi Yunan ve Türk kültürü ile büyümüş bir felsefecidir. Dünyaca tanınan Kuçuradi’yi, etik ve etik değerler üzerine çalışmalarıyla biliyoruz.
Filozof kadınlar tabi ki bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar az değil! Kadın düşünürlerin tüm eserleri günümüze kadar ulaşamamışsa da isimleri tarihin sayfalarında kaybolmamıştır. Hangi dünya görüşünü savunursa savunsun, tarihçilerin eserlerine baktığımızda kadınların ataerkil yapılarda hep baskılandıklarını ve ötekileştirildiklerini ya doğrudan ifadelerinden ya da dolaylı anlatımlarından anlıyoruz. Bu koşullar altında kadınlar için felsefi düşüncelerini dile getirmeleri kolay olmamıştır. Taşlanarak, yakılarak veya giyotine gönderilerek ölmekten, çalışmalarını ya kod isim kullanarak ya da isimsiz yazarak farklı yollardan kaleme alarak kurtulmuşlardır.
Antik Çağ’ın düşünürlerinin kaleminden dökülen düşünceleri elimizde yok ise, kadın felsefecilerden nasıl haberimiz oluyor dersiniz? İkincil kaynaklardan; bir başka ifade ile çağdaşları, öğrencileri veya bir kuşak sonrası yazarların eserlerinde, düşünceleri ile etkili olmuş kadınlardan belli bir bağlamdan bahsetmeleri sayesinde bilgi ediniyoruz. Ancak 18. yüzyıldan sonraki felsefeci kadınların görüşleri yazılı olarak elimizdedir. Şunun altını da çizmek isterim ki, kişisel meraktan çok, yüzyıllar içinde ataerkil anlayışın unutturduğu kadın düşünürleri araştırma konusunda itici güç feminist bilinçtir.
Günümüzde kadın düşünürler, felsefeye katkılarından öte iletişimde oldukları erkeklerle bağlantılı anlatılır. Ya birinin eşi, ya diğerinin kızı veya kız kardeşi, bir diğerinin sevgilisi gibi. Günümüzde sosyal medyayı ve yapay zekâyı işlevsel kullananlar, ilgi alanlarına göre kısa videolar oluşturuyorlar. Bunlardan biri de felsefe veya kadına yönelik konuları ele alan shorts videolardır. Örneğin Lou Andreas Salomé, pek çok karakter özelliği ile tanıtılmakla birlikte, farklı anlamlara çekilebilecek bir başlıkla sunuluyor: “Nietzsche’yi Mahveden Kadın” (@PortalVideo). Marie le Jars de Gournay (1565-1645), deneme yazarı Michel de Montaigne ile dostluğundan ötürü; Simone de Beauvoir da Jean Paul Sartre’ın sevgilisi şeklinde lanse ediliyor.
İoanna Kuçuradi’nin Felsefi Yaklaşımı
Kuçuradi’nin “insan olma sanatının” temelinde etkileşim var. Bana, bu yaklaşım usta – çırak ilişkisi gibi geliyor. Geniş anlamda her bir bireyin birbirine, dar anlamda yetişkin insanların yetişmekte olan genç kuşaklara davranışından hareket ediyor. İnsan ilişkilerinde olumlu davranışların etkileyen ve etkilenen üzerindeki duygusal birikimine işaret ettiğini vurgulayabiliriz.
İoanna Kuçuradi tortu bırakan yaşantılar veya kişilik yaşantılarından bahsediyor. Felsefeci Kuçuradi, “etik değerlerin”[4] kişinin başkalarıyla olan yaşantısından ve eylemlerinden ortaya çıktığının altını çiziyor. Örneğin; dürüst olmak, yardımsever olmak, cömert olmak, güvenilir olmak, sevgi dolu olmak gibi. Kuçuradi’nin betimlemelerinden anladığım kadarı ile etik değerler, daha çok eylemi yapanı betimliyor. Eylemi yapanın karşısındakinde bıraktığı izlere de kişi yaşantıları diyor.
Korumacı olmak adına, değerler erozyona uğratmamalı, diye de devam ediyor. Aksi durumda, yanılgıya düşürülen birey veya toplumsal yaşama zamanla daha aktif katılacak olan çocuk kendisine yalan söylendiğini fark edip güveni yıkılacak ve değer koruyan ilkeler ezbere kullanıldığı için değer harcamaya yol açacaktır.
Bu iki kısa örnekten hareketle şu çıkarımda bulunabiliriz: Kuçuradi, her bir bireyin toplumu oluşturduğunu düşünerek özelden genele yönelmektedir. Eserleri tarih hafızasında silinmiş filozof kadınların aksine Ioanna Kuçuradi’nin yazılı eserleri ve görsel kayıtları tarihte hak ettiği yerini koruyacaktır.
[1] Felsefede (Latince philosophia, kelime anlamı “bilgeliğe duyulan sevgi”) dünya ve insan varoluşunu araştırmak, yorumlamak ve anlamak için çaba gösterilir. İnsana dair her şey felsefenin konusudur.
[2] Kadın filozoflar için bkz.: Ay 2021; Tamadres 2023; Schlasza 2012.
[3] Mistisizm, temelde ruhsal bir deneyim veya bilgi elde etme süreci olarak tanımlanan bir inanç ve felsefe türüdür.
[4] Etik kavramına dair farklı kaynaklardan yararlanılmıştır. Örneğin: Kant için “Filozofun Yolu”, Kuçuradi “Etik Değerler ve Eğitimi”.
Prof. Dr. phil. Nazire Akbulut
Henüz Yapılmış Yorum Yok